Çağımızın Sağlıklı Yaşama Hastalığı Orthorexia

21. yüzyılın yeni hastalığı ile sizleri tanıştırayım, Orthorexia. Evet yanlış duymadınız ismi Orthorexia. Haydi Orthorexia biraz daha yakından bakalım. llk kez 1997 yılında kullanılan “orthorexia” terimi, sağlıklı beslenmeye sağlıksız bir şekilde bağımlı olma anlamına geliyor. Katkısız beslenmeye aşırı düşkün bu kişiler, besinlerin miktarından ziyade kalitesine takıntılı derecede dikkat ediyor ve yoğun kilo kaybı yaşıyor. Bazı uzmanlar orthorexia’yı kendine özgü bir rahatsızlık olarak ele alırken kimileri tedavisinin anorexia’dan ciddi bir farkı olmadığı için klinik bir tanı olmayacağı kanısında. Anorexia nedir diye soracak olursanız, Genel olarak 12-18 yaşları arasında başlayan ve şişmanlamaya karşı ağır korku yüzünden bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirlenen bir bozukluktur.

Obezite sorunu almış başını giderken aşırı sağlıklı beslenmeye düşkünlük toplumun çok küçük bir bölümünü ilgilendiriyor. Ancak obezite sorununun sıkça gündeme gelmesi beslenmeye yönelik endişenin artmasına ve birçok kişinin yeme alışkanlıkları ile ilgili katılaştığına işaret ediyor.

Şimdi işin asıl kısmı işte bu noktada başlıyor;

Orthorexia belirtileri nelerdir?

Yeme bozukluğu fazla yeme ve devamlı rejim yapma takıntısı şeklinde olduğu gibi, kişinin her yediğinin sağlıklı olup olmadığını kontrol etme takıntısı şeklinde de kendini gösterir. Bu kişiler için yiyeceklerin saf, katkısız ve işlenmemiş olması oldukça önemlidir. Bu yüzden çoğu sebze ve meyveyi çiğ yerler. Çoğu da vejetaryendir. Kendi bildiklerinin tek doğru olduğuna inanıp kafalarının dikine giderler. Bir gün gelir, yaşamları bir kısır döngünün içine girer: Bir sonraki öğünü planlamak, sağlıklı yiyecek satan marketleri dolaşmak, yemek hazırlamak ve yemek yaşam biçimlerinin önüne geçer.

Şimdi her şey iyi güzel de yani sağlıklı yaşama da bir kulp bulmuşlar!

Bu hastalığı ilk ismini işittiğimde tabi ki hemen araştırmaya atıldım ve bulduklarım karşısında çok çok karşılaştırma yaptım. Evet sağlıklı yaşamanın ucu kaçarsa belki takıntı noktasına ulaşılabilir. Ying Yang olayı burada yine devreye giriyor. Dünde bahsettiğim gibi denge önemli. Hayatımızın her anında, altında üstünde sağında ve solunda denge şart. Olmazsa olmazı bence.

Şimdi bana soracak olursanız, ” Çocuklarına şeker verebilir misin? ” diye imkansız veremem. Ama bu benim hasta olduğumu göstermez ki asla! Çocuklarım henüz çok küçük. Ve eminim ki ben ying yang olayını oluştursam bile onlar oluşturamayacaklardır. En az 7 yaşına kadar şekerle tanıştırmayı düşünmüyorum. Sonrasında zaten illa ki tanışacak ve şekeri hayatlarına sokacaklardır ama bence sınırlı olacaktır bu sokuş. He sınırlı olmadı diyelim yapacak bir şey yok. Her şeye hazırlıklıyım ve her şeyi kabulleniyorum. Ama bir şeyin zararlarını biliyorsam zararlı şeyi bile bile kullanmam mümkün değil.

  1. Evimizde şeker asla bulunmamakta.
  2. Un olarak glutensiz karabuğday ununu kullanmaktayız.
  3. Platik vs hiç bir şey yok. Her şey döküm, çelik ve camdan oluşmakta.
  4. Antibiotiksiz etleri tercih ediyoruz.
  5. Gluten alerjisi oluşabilir belki de diye yumurtayı da pek az tüketiyoruz. Ama arttıracağız.
  6. Organikten şaşmıyor, organiğin yokluğunda atalık tohumlu şeyleri tercih ediyoruz.
  7. Deterjan mevcut değil. Sirke ile temizlik yapıyoruz.
  8. Polyester değil pamuklu ve organik giyinmeye çalışıyoruz.
  9. Egzersizleri ihmal etmiyoruz.
  10. Toksinlerden arınıyor zaman zaman bedensel oruç tutuyoruz.

Daha neler neler. Bu ilk 10 madde sadece belli başlı şeyler. Ama kesinlikle bunlar bizim hasta olduğumuzu göstermiyor. Gayette güzel besleniyor kendimizi mutlu hissediyoruz.

Önemli olan bedeniniz ve iç sesiniz. İç sesinizi dinleyin. O size neyin zararlı neyin yararlı olduğunu söyleyecektir.

Sevgiler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here